Gözden kaçırmayın

MİLLETVEKİLİ AYDOĞDU’DAN 10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ MESAJIMİLLETVEKİLİ AYDOĞDU’DAN 10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ MESAJI

İRAN’DA KRİZ DERİNLEŞİYOR: GEÇİM DEĞİL, İKTİDAR VE KİMLİK SORUNU

 

Analiz Abdulkadir Ay      Günayım Anadolu Temsilcisi 


Haber Analiz
İran’da son dönemde art arda yaşanan toplumsal sarsıntılar, yalnızca hayat pahalılığına indirgenemeyecek kadar derin bir yapısal krize işaret ediyor

 

 Uzmanlara ve bölgeyi yakından takip eden çevrelere göre yaşananlar, çok milletli ve Fars merkezli devlet yapısının artık sürdürülemez hale gelmesinin bir sonucu.


İran; Türkler, Araplar, Beluçlar ve Kürtler gibi birçok halkın birlikte yaşadığı çok milletli bir yapı olmasına rağmen, siyasal iktidar ve kimlik tanımı uzun yıllardır dar bir Fars merkezine sıkıştırılmış durumda.

 

Bu durum, ülkede yaşanan her büyük krizin dönüp dolaşıp “kimlik ve temsil” meselesine dayanmasına neden oluyor.
Güney Azerbaycan kilit konumda


Bu tablonun merkezinde ise Güney Azerbaycan Türkleri yer alıyor.

Sayıca İran’ın en kalabalık topluluğu olan Güney Azerbaycan Türkleri, hem coğrafi hem de tarihsel olarak stratejik bir konumda bulunuyor.

 Devlet kurma geleneğine sahip bu topluluğun uzun süredir bastırıldığı ve taleplerinin görmezden gelindiği vurgulanıyor.


Siyasi analizlere göre İran’da gerçek ve kalıcı bir değişimin, Güney Azerbaycan Türklerinin sürece aktif şekilde dahil olmadan mümkün olmadığı ifade ediliyor. “Suskunluk sistemi ayakta tutar, hareket ise geleceği belirler” değerlendirmesi, bu görüşü özetler nitelikte.
Küresel dengeler ve ‘zayıf ama bütün İran’ tercihi
Dikkat çeken bir diğer unsur ise küresel güçlerin tutumu.

 

 Rusya başta olmak üzere ABD, İsrail ve Avrupa Birliği’nin, parçalanmış ve yeni devletlerin ortaya çıktığı bir İran yerine “zayıf ama bütün” bir İran’ı tercih ettiği belirtiliyor.

 Çünkü Güney Azerbaycan’ın siyasi olarak ayağa kalkmasının, yalnızca Tahran’ı değil, Orta Asya’dan Kafkasya’ya kadar uzanan geniş bir jeopolitik alanı etkileme potansiyeli taşıdığı ifade ediliyor.

Bu nedenle uluslararası senaryolarda “yönetim değişikliği olabilir ama sistem değişmesin” yaklaşımının öne çıktığına dikkat çekiliyor.

 Reform, makyaj ve sınırlı değişimlerle mevcut vilayet düzeninin ve Fars merkezci anlayışın korunmasının hedeflendiği vurgulanıyor.
Mesele ekmek değil, irade
Sokaktaki öfkenin yalnızca ekonomik taleplerden kaynaklanmadığına dikkat çeken değerlendirmelerde, sorunun özünün “kimin yönettiği ve kimin yok sayıldığı” olduğu ifade ediliyor.

Bu nedenle ekonomik taleplerin hızla siyasileştiği, “bekleyelim” ya da “zamana yayalım” yaklaşımının ise fiilen rejimin ömrünü uzattığı savunuluyor.
Güney Azerbaycan açısından öne çıkan temel talep ise net:
Ne teokrasi, ne monarşi, ne de Fars merkezli bir cumhuriyet.
“Özgürlük, adalet ve milli irade” söylemi; hem mevcut rejimin, hem de olası eski rejim nostaljilerinin karşısında tek gerçekçi zemin olarak görülüyor.


İki gelecek tasarımı karşı karşıya
Uzmanlara göre İran’da yaşanan mücadele yalnızca rejim ile muhalifler arasında değil; aynı zamanda iki farklı gelecek vizyonu arasında yaşanıyor.

 Bir tarafta “tek İran” anlayışını savunan merkezci yapı, diğer tarafta ise başta Güney Azerbaycan olmak üzere milli haklar, federal yapı ve kendi kaderini tayin hakkını talep eden halklar bulunuyor.


Bu çerçevede rejim sonrası dönemde asıl mücadelenin başlayacağı ifade ediliyor. Federal bir yapının en yakın ihtimal olduğu, bağımsızlığın ise en zor ama en çok korkulan senaryo olarak görüldüğü belirtiliyor.


“Güney Azerbaycan susarsa İran ayakta kalır”


Yapılan değerlendirmelerin ortak noktası ise şu cümlede özetleniyor:


“Güney Azerbaycan susarsa İran ayakta kalır; Güney Azerbaycan ayağa kalkarsa İran değişir.”
Bugün tartışmanın merkezinde şu soru yer alıyor:


Başkalarının çizdiği senaryolar mı beklenecek, yoksa halklar kendi geleceklerini mi yazacak?


Tarih ise çoğu zaman bekleyenleri değil, ayağa kalkanları kaydediyor.